Bir varmış, bir yokmuş. Ormanın kıyısında, dalları birbirine uzanan iki ağaç varmış. Birinde sincap, ötekinde kaplumbağa yaşarmış. İkisi de resim yapmayı severmiş. Kaplumbağa, boya kalemlerini küçük bir kutuda saklar; işini bitirince her kalemi yerine koyarmış.
Bir sabah kaplumbağa, dere kenarında gördüğü çiçekleri çizmeye başlamış. Sincap da arkadaşına göstermek için bir resim yapmak istemiş. Fakat kendi kalemleri bitmiş. Kaplumbağanın yanına gelip “Boyalarını biraz kullanabilir miyim? İşim bitince getiririm.” diye sormuş. Kaplumbağa kutuyu ona uzatmış. “Elbette. Öğleden sonra resmimi tamamlayacağım.” demiş.

Sincap kutuyu alıp ağacına çıkmış. Kâğıdına uzun dallar, kırmızı yemişler ve aralarında uçuşan bir kelebek çizmiş. Resmi bitince kalemleri kutuya yerleştirmiş. Tam aşağı ineceği sırada rüzgâr, kapısının önündeki kuru yaprakları içeri savurmuş. Sincap yaprakları toplamak için kutuyu rafın üzerine bırakmış.
Yaprakları temizledikten sonra dışarıdaki arkadaşlarının sesini duymuş. Resmini alıp onlara göstermeye koşmuş. Boya kutusu ise rafın üzerinde kalmış.
Öğleden sonra kaplumbağa, resmindeki derenin suyunu boyamak istemiş. Elini kalem kutusuna uzatınca sabah onu sincaba verdiğini hatırlamış. Bir süre beklemiş. Sincap gelmeyince kâğıdını dikkatle taşıyıp arkadaşının ağacına gitmiş. “Resmimi bitirmek için boyalarım gerekiyor. Getirebilir misin?” diye seslenmiş.
Sincap bir an durmuş. “Hemen getiriyorum.” demiş ve ağacına çıkmış. Masasına bakmış; kutu orada yokmuş. Minderinin altına, yatağının yanına, oyuncak sepetine bakmış. Aşağıdaki kaplumbağa beklerken sincap aramayı bırakıp dala çıkmış. “Onları geri vermeyi unuttum. Şimdi de nereye koyduğumu bulamıyorum.” demiş.
Kaplumbağa kâğıdına bakmış. “Dereyi boyamak için bugünü bekliyordum. Kalemlerimi bulmana yardım edeyim mi?” diye sormuş. Sincap başını sallamış. “Önce nerede resim yaptığımı hatırlayayım.” demiş. Masadan başlamışlar. Ardından sincap, rüzgârın savurduğu yaprakları toplamadan önce kutuyu elinde tuttuğunu anımsamış.
İkisi kapının çevresine bakmış. Sincap rafın üzerindeki yaprak yığınına uzanmış. Yaprakları kaldırınca boya kutusunu görmüş. Kapağı kapalıymış, kalemler de içindeymiş. Sincap kutuyu kaplumbağaya vermiş. “Söz verdiğim zaman getirmeliydim. Seni beklettiğim için özür dilerim.” demiş.

Kaplumbağa kutuyu açıp kalemlerini saymış. Hepsi yerindeymiş. “Bulmamıza sevindim.” demiş. Sincap, arkadaşının yarım kalan resmine bakmış. “Dereyi boyarken yanında oturabilir miyim?” diye sormuş. Kaplumbağa gülümsemiş. Birlikte dere kenarına gitmişler. Kaplumbağa mavi kalemle suyu boyarken sincap, gerçekten gördükleri küçük taşları göstermiş.
Ertesi gün sincap, kendi kalemlerini masasında ararken boya kutusunu hatırlamış. Birkaç kalem bulmuş, eksik olanlar için kaplumbağaya yeniden sormuş. İşini bitirince ödünç aldığı kalemleri kutusuna koyup aynı gün geri götürmüş. Kaplumbağa kutuyu alınca sincap da rahat bir nefes almış. Artık ikisi de resimlerine kaldıkları yerden başlayabilirmiş.

Gökten üç elma düşmüş: Biri sözünü tutmayı öğrenen sincaba, biri arkadaşını dinleyen kaplumbağaya, biri de ödünç aldığı eşyalara özen gösteren bütün çocuklara.





